‘Düşün ve Gül’
Dişlerimizle beraber dökülen düşlerimizde
Saçlarımızla dökülen hislerimiz elimizde,
Yaşlanan beden değildir sadece
Eskittiğimiz ruhtur günden güne,
Bu yüzdendir sorgulayışımız,
Gün geçtikçe kaybettiğimiz savaşımız,
Kontrol edemediğimiz hayatımıza, isyanımız.
Bymorpheus
Bir kahve aralığında iki nefes dumanla sarmalanmış bir hayatın kırılma noktasında. 2010-TEMMUZ’U
Angut’un Sadakatı
Herkesin haksız bir şekilde kullandığı bir ifadedir ‘Angut’. Biri laftan anlamayınca, boş boş bakınca ya da aptallık edince hemen ‘Angut musun?’ der günümüzün insanı. Angut’un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir sürü insan var ülkemizde.
Özelliği nedir bilir misiniz? Angut kuşunun eşi öldüğü zaman yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun başucunda bekler.
İşte bu canlının yaptığı en büyük ‘Angut’luk budur. Ayrıca bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen bir şey değildir. Dişi olsun erkek olsun bütün Angut kuşlarının
Çok ürkek bir hayvan olmasına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz.
Hani derler ya ‘Angut gibi bakmasana’ diye… Keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine. Bundan sonra bazılarına ‘Angut’ demeden önce bir kere daha düşünün. Bir “Angut” bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde…
Hintli bir yaşlı usta çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde yaşlı usta ona bir avuç tuzu bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. Tadı nasıl diye soran yaşlı adama öfkeye acı diye cevap verdi.
Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp gölden su içmesini söyledi.
Söyleneni yapan çırak ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:
Tadı nasıl?
Ferahlatıcı diye cevap verdi genç çırak.
Tuzun tadını aldın mı? diye sordu yaşlı adam, hayır diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:
Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının şiddeti neyin içine konulduğuna bağlıdır.
Acın olduğunda yapma gereken tek şey acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.Sanırım büyüdükçe olduğumuz budur.
Gökler yarılır , içinden düşer düşünceler,
Sanmayın biriktirdiklerimiz yok oluyor, gökte bütün sözler, söylenenler
düşecekler kafamıza birer birer..
Sisli bir havanın, verdiği derinlik ile
sarar havayı bir küf kokusu..
Bir gitar solosu gibi aklın, bir aşağı, bir yukarı..
İçine çekersin her nefeste yalnızlığını, sararsın sigaranın dumanına sevgini, sevdiğini…
Rüzgardan bile saklarsın bazen, içindeki tedirginliği..
Bir yanımız aydınlık, bir yanımız deli
Bu bir life circle, yaşam çemberi,
...... Devamini okuyun »
bol kahve, bol düşünce
tanıdığınız aynı ben işte,
düşünmekle varım yine.
sen diye, ben diye.
hiç sormayayım yalnızmıyım yine.
aradığım anlayanım nerede,
bu bir melodi, bir yalnızlık eseri,
düşünce boyutunda,
kahve kıvamında,
biraz acı, biraz sertir ama,
içersen içilir,
diriltir.
yazılıdığı tarihin bir önemi yok..;)
Bymorpheus
Erdal Güney - Saklımdasın
Yürüyorum ey yar insanların arasında
Kimi yorgun kimi dökük, kanar sabır yarasında
Ozlüyorum seni zamanla barışamadım
Geçip gidiyor ömrüm günlere doyamadm
Ucum yok bucağım yok
Saklımdasın ey yar haberin yok
Yıllar geçti sönmedi ateş
Yanıyorum ey yar haberin yok
Uşüyorum ey yar yangınların ortasında
Yürek kırgın yürek talan kanar sevda yarasında
Kahırlı yılları çizdin alnıma
Dost eyledin beni göçüp giden kuşlaraDonwload
http://www.songsmusic.eu/ibBBeJUAhY0-Erdal+Guney+Saklimdasin.html
Eğer gülmüyorsa gözlerin, istediğin yerde değilsen,
Saramıyorsan yaralarını artık,
Varsa dökülmeye başlamış saçların, ağrıyan dizlerin,
Giden sevdiklerin ve ardında bıraktıkları hüzünlerin varsa bolca,
Tutunamıyosan ince ve küçük mutluluk sarkıtlarına
...... Devamini okuyun »
CAHİL CESARETİ
New York Stern School of Business’te görevli psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan bulguları, yani *Dunning-Kruger Etkisi* adıyla literatüre geçecek olan teorileri de, Türk sağduyusunun yüzyıllardır “*cahil cesareti*” dediği şeydir aslında.
Journal of Personality and Social Psychology’nin Aralık-99 sayısında yayımlanan teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der. *
*Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:
-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
İz karası gibiyim o temiz ellerinde
Dil yarası gibiyim o masum sözlerinde
Kal deme hiç bunu benden isteme
Sus bu gece bana aşktan sakın hiç bahsetme
Dur bu gece bana dokunma beni delirtme
Sana boşuna ümit vermek istemem
Çağıran bir şeyler var hep beni uzak şehirlerdern
Bana ait birşeyler var o sert gülüşlerde
Sen yine olduğun gibi kal benim için sakın değişme
Giderim bugün ha yarın hareket vakti gelince
Sen yine olduğun gibi kal misafirim bu şehirde
Bir el sallarsın yeter hareket vakti gelince
Mum gibiyim senin ışılş ışıl gözlerinde
Kum gibiyim uçsuz bucaksız çöllerinde
Kış gibiyim yakan yaz güneşinde
Hırsız gibiyim kadehteki o ruj izlerinde
Dil gibiyim yanağındaki o beninde
Kal deme hiç bunu benden isteme
Umay UMAY
Duygunun demi çökmüş içime,
Tutamaz hiç bir süzgeç kelimeleri,
Saramaz ki bir gazlı bez, yaralanmış bir kalbi.
Yazmak bir ağrı kesici,
Düşünmek ise antibiyotik etkili bir tedavi.
Mutsuzluktur düşünmenin yan etkisi.
Kullananlar memnun mu bilmem ama.
Çok antibiyotik alan biri oldum sonunda…
Ondandır kelimelerimin tüm derdi…
Özgür GÜNDÜZ - Yılın 199. Günü, günün ise sabahı öğlene sarkıtan saati.


